canım benim, zaman bize kendisinden ne kadarını bahşedecek, bilmiyorum, bilmiyoruz.
ama çok iyi bildiğim bir şey var: ne kadar sürecekse bu zaman, seni edebileceğim kadar mutlu edeceğim, senin hayatımdaki soluğunu çekebildiğim kadar içime çekip, sesini, tenini, dokunuşlarını, öpüşlerimizi, sevişmelerimizi… sana ait ne varsa, her şeyi, son ânına kadar, ezberleyerek, zihnimin yanı sıra kâlbime, ruhuma ve tenime nakşederek, senin hakkını vererek yaşayacağım.
nermin bezmen / gönderilmeyen aşk
hayatımın gizli bir odası olduğunu senin sayende fark ettim.
hani masallarda anlatılan, anahtarına ulaşmak için yedi sınavdan geçilen ve sonunda kaf dağında yaşayan anka kuşunun kanadına tutunarak ulaşılan o gizli oda....
o gizli odada ne çok şey gizliymiş meğer....
hayatımın, bugüne değin bana öğretilenlerden çok farklı şekillerde de devam edebileceğini
kendime farklı bir yerden bakarak, başkalarının cümleleri ile değil kendi kelimelerimle tarif edebileceğimi öğrendim
karşımda hiç tanımadığım bir kadın buldum
bana çok benzeyen....tanımadığım....tanımlayamadığım bir kadın
şaşırtıcı.....heyecan verici....ürkütücü
sen olmasaydın, belkide bir ömür tanıyamayacağım bir kadın
ne tuhaf....kendini çok iyi tanıdığını sanırken birden bire aslında kendin ile ilgili hiç bir şey bilmediğini görmek
sorsalar; kendine güvenen, hiç bir şeyden korkmayan (gök gürültüsü hariç), ne yapacağını bilen bir kadındım.
yani daha doğrusu böyle olduğumu sanıyordum. meğer; duyguları ile hareket eden, sevdiği zaman dünyanın geri kalanın unutan biriymişim.
bir başka tene dokunmanın ya da bir başkasının tenime dokunmasının ayaklarımı yerden kesip, başka dünyalara sürükleyecek kadar kuvvetli bir duydu olduğunu bilmiyormuşum.
seninle bunca yıl, nereye nasıl saklandığını bilmediğim çılgın bir tutkuyla dolu olduğumu öğrendim.
o gizli odada....saklanmış onca eşya içinde, gerçekte kim olduğumu....varlığımı.....yıllar boyu farkına varmadığım gerçek kadını buldum. kim ne söylerse söylesin, ben o kadın olmaktan çok mutluyum.
özlemeyi öğrendim seninle....
endişelenmeyi
kaybetmekten korkmayı...
hani, bir kaç gün kaybolsan ortalıktan, söz verdiği zamanda aramasan limitsiz bir korkuya kapılır, yüreğime bıçak saplanmış gibi ne yapacağımı bilemez halde korkmayı
beklemeyi, sabretmeyi de senden öğrendim....
öyle çok bekledim ki senden gelecek tek bir satırı
affetmeyi öğrendim....
ne konuşursak konuşalım....verilen ama tutulmayan sözler ne olursa olsun hep yeniden başladık
seninle değişti bütün hayatım
hani derler ya "insan kendi kaderini çizebilir"
hayır, sakın inanma
kader, bizim asla bilemeyeceğimiz rastlantılarla çizilmiştir
sen, yarını düşünmeden, biraz korkarak ve de heyecanla atıldığım bir macerasın