30 Mayıs 2015 Cumartesi

Uzaklarda bir adam sevdim 
Kendimin ne yanına dönsem onu anlatırdı 
Ömrümün ne yanına kaçsam onu tutardı. 
Adı neydi? 

Umudumun içinden geçti. 
Adı neydi? 
Gri, dumanlıydı gözleri
Kor parçaları gizlenirdi derinlerinde
Öptüğümde dudaklarımı yakardı gözleri.
Sevdiğinde gün batar gibi
Sevdiğinde akşam gibi bakardı.
Çocuktu gözlerinin külleri
Özlediğinde yetim gibi bakardı.
Uzaklardan bir adam sevdim
Beni ıssızlığına aldı.
Adı neydi?
Her sesi hoşça kal der gibiydi
Her bakışı bırakma beni..
Necla Maraşlı
Siz yoksulluk nedir bilir misiniz? Bayım.
Derdim ekmek değil.
Aç kalır mı? İnsan sizi sevince.
Hüzünleri kovalayan bakışlarınız,
Tenime değmeyince,
Kendimi bile bulamıyorum.
Yok oluyorum sisler arasında.
Kalabalıklar arasında en yoksul.
Çocukluğumun bitmeyen şarkılarını duyar gibi oluyorum.
Sizi düşününce.
Elma ağacının gölgesinde,
Uykuya daldığım günleri anımsıyorum.
Şimdi ele geçmez o günler.
Tesadüf olmamalı,
Denizi en mavi,
Martıları en aşık bir şehirde yaşamanız.
Sizin nefesiniz karışıyor havasına.
Kar, kış nedir ki?
Elleriniz olmayınca çıplak gibiyim.
Donar gibiyim.
Siz uzak yerlerden seslenince bana,
Yazdan bir gün gibiyim.
Benden bir şiir istiyorsunuz.
Şiir nedir ki?
Ay ışığına sizden bahsetmenin yanında.
Yüzünüzü Güneşle bir tutmanın yanında.
Siz yoksulluk nedir bilir misiniz? Bayım.
Siz hiç ellerinizden uzak kaldınız mı?
Yahut gözlerinizden.
Ben bilirim.
Neşter yarası bayım.
Seçil OĞUZ

22 Mayıs 2015 Cuma

ancak oturabildim desem inanır mısın?
kek pişti...
kabul hamurişi yapma konusunda az bi sorun yaşıyorum 
ama azimliyim...olacak :)
çiçekler sulandı
menekşeler yine sıkıntılı
malum, ilaç da kullanamam
yine bulaşık deterjanı katılmış su sıktım üzerlerine
yasemin coşmak üzere
o kokusundan bayıldığım lilyumlar şimdilik ömürlerini tamamladılar
nergislerin yayına aldım onları da
gelecek bahara tekrar çiçeklenirler
yani öyle umuyorum
sabah erkenden yola çıkacağım
eve gidiyorum
nerdeyse dört yıldır doğup büyüdüğüm evde olduğum halde bir türlü burayı "ev" diye benimseyemedim
benim evim orası
biliyorum
o son tepeyi aştıktan, körfezi gördükten sonra içim huzur doluyor
garajda başlıyor selam vermeler, hal hatır sormalar
sanırım eski dedikoduların alevi söndü
artık yenilerini arıyorlar
bakkal hala unutmamış okuduğum gazeteyi, sevdiğim dondurmayı
volkan hala su böreğinin en peynirli kısmından veriyor
simitçi süleyman, tezgahtaki simitler arasından en yanığını seçiyor
erdoğan abi "ne alırsın" diye sormadan getiriyor açık, tek şekerli duble çayımı
murat hala deli, ali amca ada çayı içirmeden bırakmıyor yine
gümüşçünün tezgahına yanaşıp "sizde gümüş var mı" diye bağırdığımda hülya yine söyleniyor "bağırma kız, pazar mı burası" 
kitapçı hasan abi "pasaklı tanrıça"yı çok satanlar listesine girmesini sağladığımdan beri sabun köpüğü kitapları bana soruyor hala "hangisi satar?"
gasteci hasan abi büyük çocuğu nişanlamış, küçük olan sınavdan çok iyi not almış...ayak üstü sohbet ederken limonatalar geliyor
peynirci sinan abi...dükkanının adını çocuğuna veren biri o :) "geleceği gördüm" diyor
lokantacı birol abi yine almış haberimi. bir poşetin içine düzgünce istiflenmiş iki paket var. açmadan biliyorum içlerinde neler olduğunu mis gibi zeytinyağlı bamya ve pilav...
kasap hüseyin abi yine kasanın başında elinde çayı ile "merabayın" diye sesleniyor
köye giden dolmuşun saati geldi nihayet
eşyalarımı bıraktığım köşeden alıp arabaya geçiyorum
alaattin abi yine faizlerden açıyor konuyu
sonra kredi masraflarına geliyor sıra
yine bin lira yatırsa on iki ayda ne getirir hesaplıyoruz
sağolsun akıllı telefonlar, artık hesap kitap işi epey bi kolay
ama alacağı faizin ödeyeceği krediyi neden karşılamadığı konusunda yine uzlaşamıyoruz
köydeki ne oldu, ne bitti, kimleri kaybettik kimler evlendi, kimlerin çocuğu oldu bir çırpıda anlatıyor
ve ev
annem balkondadır yine
babam bahçede 
kapının önünde duran minibüsün kapısı açılmasıyla bi hareketlenme oluyor evde
kapıya çıkıyor babam
balkondan el sallıyor annem
sarılıyor babam....elimden eşyaları alıyor...alaattin abiye el sallarken, bahçe kapısına doğru yol alıyoruz.
daha içeriye adım atar atmaz soruyor babam "bi daha ne zaman geleceksin?"


18 Mayıs 2015 Pazartesi


napiimmm.....seviyorum onları :)
çekim kuvveti....

şeytan o tüylerinden birini bile bana bırakmış değil ama enteresan bi çekim kuvvetimin olduğu da bir gerçek......belayı çekme konusunda muktedir bir kişiyim. her ne kadar şikayetçi gibi görünsem de bu halimi sevmiyor da değilim aslında. hayatı eğlenceli kılıyor.

istanbul'a geri dönüş yaptığım ilk günlerdeydi. küçük bir ilçeden gelmiş, henüz avm'lerin çok cazip geldiği zamanlardan birinde, mahalleme yakın bi avm'de oturmuş etrafı seyrederek bir yandan da elimdeki kitabı karıştırırken amerikanvari bir tavırla almış olduğum kahvemi yudumluyorum.

ben böyle romantik komedi tiplemesinde takılırken tepemde biri belirdi. teee eski zamanlarda kalmış eski bir tanıdık :)

söylemesi ayıptır, yeni tablet almış, geçerken beni görmüş, bi merhaba demek istemiş.

daha ben buyur etmeden (ki eski tanıdıklar sınıfında yer alanlar için pek adetim değildir) karşımdaki sandalyeye oturacağına yanıbaşıma çöküverdi.

ya bir insan hiç mi değişmez?

vallahi değişmemiş. yedisinde neyse yetmişinde de o'dur sözünün canlı timsaliydi karşımdaki, pardon yanımdaki adam.  eskiden de kovalaktı....hala da öyle.

neyse...bir yandan elindeki yeni oyuncağını kurcalıyor, bir yandan da teknoloji konusundaki engin bilgi ve tecrübesini ispatlarcasına elindeki aletin teknik özelliklerini sayıyor (ki benim gibi kullanmakta olduğu telefonda aradığı tek özellik elimin içine sığsın diyen kişiye bunları anlatıyor), bir yandan da ufaktan bi yürüme halleri var ama elindekinden gözünü ayıramıyor ki.

şimdi normal şartlar altında; ona orada bir güzelleme yapıp bırakmak gerekirdi dimi...her nasıl olduysa, yapmadım. he valla...yapamadım. zannımca, içtiğim kahve ve içine girdiğim ruh hali beni salon hanımefendisi kişiliğine bürünmeme neden olmuştu. "alışveriş yapmam lazım" diyerek izin isteme yoluna gittim.

aaaa "ben de geleyim, sana yardım ederim" demez mi??

ya arkadaş, sen yıllar öncesinde bile benimle alışverişe çıkabilmiş biri değilsin, ne değişti ki....ama bay tablet, o zamanları unutmuş olacak ki takıldı peşime.

söylemesi ayıptır, o günlerde bir ecnebi bi manken kızımızın reklam filmlerinde oynadığı markanın mağazasına girdim. yanı başımda elimde tabletiyle dolanan kişiden dikkatimi uzaklaştırmaya çalışarak bir kaç parça beğendim. kabinlere gittim. bay tablet de peşim sıra geldi tabii. normal şartlar altında yanınızda biri varsa onun yardım etmesini beklersiniz dimi. yooo....o gayet rahat, orada bulduğu koltuğa çoktaaaan tünemiş, elindeki oyuncağı ile bütünleşmişti bile.

derin bir soluk aldım ve kabine girdim.......aldıklarımdan birini denedim olmadı. allahtan satış danışmanları mağazanın boşluğundan etrafımızda fır dönüyorlardı da hemen yardıma geldiler. olmayanın değiştirmeye gittiler. onları beklerken bir başkasını giydim. beğenmedim. getirileni denedim boyu uzun. bir diğerinin rengini sevmedim. bir başkasının kesimi hoş durmadı. birinin eteği, ötekinin göbeği derken bizim bay tabletten bir yorum geldi.....NETİCEDE Bİ ADRİANA DEĞİLSİN HAYATIM, ZORLAMA!!!!

ya arkadaş, zati sana tilt olmuşum....zati eskiden de sinir olduğum huylarınla kendini zorla yanıbaşıma yamamışsın....ya bi sus dimi?!!!

yemin ederim; zihnimde çınladı, parmak uçlarıma kadar hissettim; NETİCEDE Bİ ADRİANA DEĞİLSİN (ki şu satırları yazarken kulaklarımda çınlama hasıl oldu...niyeyse) .....geriye nasıl döndüm....üzerine nasıl yürüdüm.....o satış danışmanı elindekileri atıp, araya nasıl girdi....satış danışmanına rağmen bay tablet, tabletiyle elimden nasıl kurtuldu da o mağazayı nasıl terk etti....aksiyon filmlerine atraksiyon sahnesi olarak  montajlanacak bir görüntüydü.

tek üzüntüm mağaza sahiplerinden o kadar rica ettim, o anların görüntüsünü bana bi kaydedip vermediler. valla yaa...bu konuda onlara çok kırgınım.

dedim ya, çekim kuvveti.....

6 Mayıs 2015 Çarşamba

kayıplarım......................

bişey sorucam; tanıdığınız, dostum dediğiniz kişi ile kaç yıldır birliktesiniz?

ben 2013 yılının 7 mayısında 30 yıllık dostumu toprağa verdim. 

hani, böyle söyleyince benzer bir olayı yaşamamış isen durumun ağırlığını idrak etmek biraz zor. anlatayım;

onu kaybettikten bir kaç ay sonraydı. yolda yürürken ortaokuldan tanıdığın biriyle karşılaştım. bunu gülaysıya söylemem lazımdı....o heyecanla telefona yapıştım.....3 tuşuna dokundum....ekranda resmi belirdi.....o anda anımsadım. gülaysı yoktu....!!

kaybımın büyüklüğünü idrak etmem işte böyle oldu. 30 yılımın şahidi tek bir kişi vardı ve o artık yoktu. anılarımla yalnız kalmıştım.

daha da kötüsü ne biliyor musun?  30 yılınızın şahidi olan kişiyi ne kadar az tanıdığınızı ancak onu kaybedince fark ettim.

nasıl yapardı bilmiyorum en uzak akrabaya kadar tanırdı. bense anca kuzenlere, şimdilerde ise kuzenlerin çocuklarına kadar sayabiliyorum.

gülaysının, insanları nasıl birbirine bağladığını da onu çok sevdiği köyünde defnederken fark ettim. liseden arkadaşları vardı. iş hayatından arkadaşları vardı. mahalleden arkadaşları vardı. akrabaları vardı.

hiç tanışmadığım insanlar beni tanıyor ya da en azından meryemin kim olduğunu biliyorlardı. 

bu büyük kaybın kazanımları da oldu elbet. artık yeni kardeşlerim var ve ben onlarla nasıl başa çıkacağımı bilmiyorum.
bi de,  bana her sarıldığında derin derin kokumu içine çeken adeta seni koklayan yeni bir annem ve babam var.

gülaysı, seni çok özlüyorum...............................

yazının başlığını "kayıplarım" diye attım. boşa değildi. diğer kaybım da özellikle gülaysımdan sonra hemen her gece yazdığım KUYTU KÖŞEM'di....artık, dilediğimce yazdığım, gönlümce saçmaladığım, yeri gelince isyan edip, yeri gelince sıkı sıkı sarıldığım, saklandığım kuytu köşem yok.