25 Haziran 2015 Perşembe


biliyormusun, kediler sadece güvendikleri kimselere karınlarını okşatırlar.
çünkü en savunmasız oldukları yerdir.
yavru iken onları dilediğince seversin, oynarsın.
ama zaman geçtikçe yedikleri kazıklar onları temkinli davranmaya hatta saldırgan olmaya iter.
kolay teslim olmazlar.
bunca zamandır birlikte olmamıza rağmen can kedisinin karnını ancak son üç yıldır okşayabiliyorum.
sen ne zaman okşatacaksın karnını?
sana dokunmama ne zaman izin vereceksin?

19 Haziran 2015 Cuma

tanımadığınız bir erkek size çiçek verirse şaşırmayın....




ramazan ayının benim için en önemli safhası iftar için sofrayı hazırlamaktır.

eskiden, ailemle yaşarken kalabalık iftar sofralarımız olur. ramazan ayı boyunca hiç hane halkıyla baş başa yemek yediğimiz olmazdı. ya evimizde misafirimiz olurdu ya da biz misafirlikte. yalnızlığımı seviyorum ama iftar için hazırlanmaya başlayınca da bi yoksunluk çöküyor içime.

yalnız da olsam değişmeyen iftar alışkanlıklarım var....o sofra illa ki şanına uygun olacak. tatlısı olacak...tuzlusu olacak...bir de en önemlisi; pidesi olacak!

dün akşam saat 7'yi geçince balkona çıktım. köşedeki fırının önünde oluşacak olan kuyruğun durumunu kontrol için. saat 8'i geçtiğinde kuyruk almış başını gitmiş. mutfağa gidiyorum bir şeyler hazırlıyorum. balkona geliyorum bakıyorum, kuyruk azalmak bir yana daha da uzuyor. neyse canım sorun değil. iki adımlık yer, soframı hazırlayıp, hoca amin demeye başladığı anda kapıdan çıksam ezan bitmeden evde oluyorum nasılsa.

yine öyle yaptım. hoca, ezan için hazırlığa başlar başlamaz fırladım gittim.

aa kuyruk yok...herhalde son anda fırından yeni parti pide çıkardılar bir anda da sattılar millet koşa koşa evine gitti dedim...de...dediğimle kaldım.

pide bitmiş!!!

valla.....pide dedim...bitti dediler.....öyle bi kal geldi bana....kala kaldım kapıda.

gün boyu kurduğum hayallerin suda boğulurken çıkardığı sese mi yansam, aç kaldığıma mı...bilemedim.

çaresiz, ayaklarımı sürüye sürüye eve geri döndüm.

makarna için su koyarken de içimden tekrarladım durdum....pide bitmiş!!!

(buradan o "ben sana 'git al, folyoya sarar fırına atar ısıtırsın' demedim mi" diyen arkadaşa selam olsun!!!)

***

tanımadığınız bir erkek size çiçek verdiğinde sakın şaşırmayın....sebebi vakti zamanında yediği fırçadır.

onlara genelde merkezi yerlerde rastlarsınız. ellerinde bir dergi vardır, size satmak için uğraşırlar.

bir kaç yıl önceydi...metrodan turnikesinde geçtiğimde karşıma öyle biri dikildi. uğraşacak halim yoktu, bir tane aldım.

aradan bir kaç gün geçti. yine aynı yerde yine aynı kişi karşımda. bir tane daha alsana...sebep?!!

yine aradan bir kaç gün geçti, yine aynı yerde yine aynı kişi karşımda...yine "bir tane daha alsana" diyor....bu sefer ısrarcı bi halde yanımda benimle yürümeye başladı. arabayı beklerken bi baktım arkadaşları da geldi....muhabbet nasıl gelişti o kısmını tam olarak anımsamıyorum ama konu yaş mevzuna kadar geldi. klasik kadın tribiyle "sence kaç gösteriyorum" dedim....verdiği cevap muhteşemdi "annem yaşındasın ama ablam gibi duruyorsun" aradan o kadar zaman geçti, şu satırları yazarken hala düşünmekten kendimi alamıyorum; söylediği iyi bir şey miydi, kötü bir şey miydi?

sonra bir salı günü (!) yine turnikeden geçtiğimde onu karşımda buldum. bir dergi alsana. işte o gün isyan ettim. "bir kez olsun elinde bir çiçekle karşılasan beni ölür müsün...şurdan bir yaprak kopar ona bile razıyım?!!" diye.

az evvel dışarıdaydım...fotoğrafçıdan çıktığımda bir erkek bana yol kenarına dikilenlerin arasından koparıldığı bariz belli olan bir çiçeği uzattı......şu an masamın köşesinde o dergiden üç tane var :)

mrym



16 Haziran 2015 Salı


istanbul temizleniyor.....
dün iyice kızdıran güneş bugün yerine bulutlu yağmurlu bir havaya bıraktı
hemde en sevdiğimden (!) gök gürültülü :)
salı günlerini sevemediğim gibi gök gürültüsü ile de aram hoş değil
birisi bana "senin bir şeyden korktuğuna inanmakta güçlük çekiyorum" demişti
yanii...ne bileyim...öyle işte
şu an can kedisinin varlığını arıyorum
dip dibe oturup yan gözle dışarıya bakmamız gerekliydi

yağmur güzel de, keşke bu kadar hızlı yağmasaydı
tam ıhlamurların açtığı şu haftada

mahalledeki tüm ağaçlar sözleşmiş gibi aynı anda açtılar
kapımın önündeki ağacı ben ilkokula giderken dikmiştik
iki yıl önce belediyenin görevlilerince öyle bi budama yapıldı ki geçen yıl anca yaprak verebildi
kökünden budasaydınız dediğim sayın görevli "her yıl onu mu kesicez" diye söylendiğinde iyi ki kamyonun kasasındaydı diye şükrediyorum...öyle sinirlenmiştim
dün gece evin pencereleri ardına kadar açıktı
oturduğum yerden kokusunu duyuyordum
sabaha ıhlamur kokusu ile uyanmak güzeldi

bir çift güvercin yine yuva yaptı üzerine
onlar, gecenin geç saatlerine kadar bir dalın üzerinde gelip gideni seyrediyorlar
ben de onları...
sonra yine birlikte yuvalarına geçip uyuyorlar
ama sağ taraftaki hep tetikte....
ne zaman uzatsam başımı camdan dönüp bana bakıyor
bi zarar gelmeyeceğine kanaat getirince de başını diğerinin üzerine koyup, uyuyor
bizim hiç yapamadığımız gibi...

can kedisi yeni bir ritüel geliştirdi
artık beni, baş ucumda duran resmimizi düşürerek uyandırıyor
ilk zamanlarda aklım çıkıyordu o gürültüden
neyse, alıştım artık
en az iki defa onu düşürüp beni uyandırıyor
kalkıyoruz.....evde tur atıyoruz....yine yatıyoruz

sağ alttaki dişi kırıldı
cuma gecesiydi....gözleri yaşlarla geldi oturdu yanıma
o zaman ne olduğunu anlamamıştım
dün fark ettim
artık kuru mamalar ile kesin olarak vedalaştık
eve giderken bahçedeki kediye götürüyorum, bayram ediyor
dışarıya her çıkışımda, anneme yakalanmadan köşeye bir avuç dolusu bırakıyorum
o da önce beni kapıya kadar geçiyor, sonra yiyor
bir tane gri tekir yavrusu oldu
yan bahçede çimlerin arasına atılmış bir rezervuar var, onun içine saklanıyor
öyle tatlı ki....hani eski çok ünlü bir tablo vardır....ağlayan çocuk tablosu
işte o çocuğa benziyor bakışları
çıldırtıyor beni
bu hafta gittiğimde bir ay daha büyümüş olacak
rahatça sevebilirim artık onu

yağmur dindi
albatroslar neşeli sesler çıkartarak kanat çırpıyorlar gökyüzünde
sanırım yağmura seviniyorlar
onların yaşadığı yerleri insanlar zaptedince onlar da bizim yaşadığımız yerlere gelmeye başladılar
yandaki apartmanın çatısında yuvaları var
yavruları oldu sanırım, zaman zaman bağırtıları geliyor
abim her gün onlara su vermeye çıkıyor
önce susuzluklarını gideriyorlar
sonra çılgınlar gibi yıkanıyorlar içinde

insanlardan örnek alıp, komşuları güvercinlere zarar vermesinler de yükseklerde dilediklerince kanat çırpsınlar.

mrym




8 Haziran 2015 Pazartesi


doğruluğuna yüzde yüz inandığım sözlerden biridir "akıllısı beni bulmaz delisi peşimden ayrılmaz" (ya tamam o başka türlü de söyleniyor da hani şimdi dost var düşman var bi de ciddi ciddi (!) yazma işine girişmişim iki dakika akıllı uslu takılıyorum burada, idare edin).

ailemizi biz seçemiyoruz. ne çıktıysa bahtımıza deyip, yolumuzda ilerliyoruz. ama dostlar öyle mi ya? onlar birbirini buluyooooo.....valla yaa

bi baksana etrafına; arkadaş olmak için çabaladığın, ara sıra bir selam verip hal hatır sormak için kendini yırttığın, bir selamı ile dünyaları sana bağışladığına inandığın kişilerin kaçı, ne kadar yanında kalacak? 

sen istiyorsun diye kimse kimse ile dost olmuyor. oldum dese bile dost kalamıyor. 

o kendiliğinden doğuyor. zamanla sağlamlaşıyor. sonra üzerinden yıllar da geçse yıkılmıyor.

ben şanslı azınlıktanım. kalabalık bi ikinci ailem var. varlıkta ve yoklukta, dertte ve mutlulukta, en ufak bir tehlike karşısında bir olan küçük bir ikinci ailem var. 

abim, uzun zaman önce evlenip aileden ayrıldığından neredeyse tek çocuk gibi büyüdüm. kalabalık aileler nasıl olur bilmezdim. rahmetli gülaysının evine gittiğimde kardeşlerin bir anda parlamalarını sonra da yine yan yana gelip az önce tartışanlar onlar değilmiş gibi güle oynaya devam etmelerini ağzım açık, büyük bir hayranlıkla izlerdim.  

şimdi, şu satırları yazdığım sırada bir yandan da onlarla popüler bir uygulamada birbirimizi yemekle meşgulüz. öyle eğlenceli ki....burada birbirimizi yiyoruz ama herhangi bir tehdit karşısında bir olup, mübalağa etmiyorum karşımızdakinin ömrünü tüketiyoruz. aralarında en masumu benim diyeyim varın gerisini siz düşünün....





bir de sanal dostlarım var. neredeyse üç yıldır kullandığım bu sosyal platformda işlerimizin yoğunluğu nedeniyle zaman zaman ayrı düştüğümüz ama bir şekilde yolumuzun sanal da olsa birleştiği güzel insanlar (isimlerinizi tek tek söylememe gerek var mı....siz kendinizi biliyorsunuz zaten)

ben hakikaten şanslı bir insanım. gerçi bugüne kadar yılda bir defa aldığım (bakın en azından yılda bir alıyorum) piyango biletlerine amortiden başka isabet eden  ikramiye olmadı. hadi ondan geçtim aşk hayatım kanatlandı uçuyor desem yalan olur. borsa endeksi daha istikrarlıdır. 

şanslı olduğum konu; interneti ilişki, flört, heyecan ya da üçkağıt mekanı olarak kullanan onca kişi varken ben kendime bir yenge bulmuş olmamdır. 





güzel insanlar.....hepinizi ay lav yu 







5 Haziran 2015 Cuma

alışkanlık işte...


kolay eşya atabilen biri değilim. sanırım aileden gelen bir alışkanlık bu.

istanbul'daki eve geri geldiğimde salondaki koltukları değiştirmek istedim. babam itiraz etti  "ama onlar az kullanıldı"......otuz beş yıl önce alınmış olmaları bişeyi değiştirmiyor ve neticede koltuklar hala evde.

bu duruma itiraz edebilecek bir halim yok, ben de bu konuda mimliyim....altı üstü 93 yılında (tarihi adım gibi biliyorum, o yıl pamukbank'ta çalışmaya başlamıştım) alınmış bi tişört ne kadar eskimiş olabilir ki?!! sol omuz kısmında bir iki küçük (!) delik dışında sapa sağlam. bi de alındığıda lastikli idi, şimdi lastikleri yok ama hala kullanıyorum yanii!!

kırmızı bi ayakkabım var mesela. yan tarafından açıldı, yapıştırdım. yine açıldı. yine yapıştırdım. en sonunda tuttum japonla yapıştırdım. artık açılmıyor....japonun değdiği yerden kırılıyor. akibeti değişti mi? tabiki hayır. kutusuna koydum, diğerlerinin yanda duruyor. ara sıra evde giyiyorum. seviyorum napiim :)

bi de asla vazgeçemediğin insanlar var tabii...artık görüşmüyor olabilirim. ama hala hayatımdadır onlar.

bazen bir kitabın sayfa ayracında rastlarım ona.
bazen perde asmak için çıktığım merdivenden inerken.
bazen hazırladığım sofrada bulurum onu.
bazen martıya simit atarım onunla.
bazen soğuk rüzgarlarda tutar elimden.
bazen ayakkabı denerken yanındadır
bazen saatlerce gezdiğin mağazan hiç bir şey almadan çıktığında ordadır
bazen tembel tembel yattığın çimlerde  gölge olur
bazen o deli horoz kovalarken seninle birlikte kaçıyordur
bazen zeytin toplar benimle
bazen dut ağacının tepesindedir
sabah uyandığımda, geç kaldığımda, gülmekten gözlerimden yaşlar geldiğinde, hiddetten gözüm döndüğünde, sabah aldığım gazetede, dinlediğim haberde, o bed sesimle söylediğim şarkılarda, mailime gelen sarı zarflarda, doğum günümü kutlamadığında, gecenin bir vakti üzüntü içinde uyandığımda, hastalandığımda, içtiğim kahvede, onsuz gitmek istemediğim mekanlarda, saatlerce uğraşarak hazırladığım yaprak sarmasını bir oturuşta yediğimde, can kedisiyle kavga ettiğimde, taktığım kolyede, kullandığım parfümde, ters dönen şemsiyede, ektiğim çiçeklerin tomurcuklarında, gittiğim dişçide, her mesaj sesinde...

sevdiğim şeyleri kolay kolay hayatımdan çıkartamıyorum....bir tişört olmuş, bir ayakkabı olmuş, bir kitap olmuş, bir insan olmuş fark etmiyor. onlar hep bi yerinde yaşantımın.






veeee yağmur burada da başladı....


veeee yağmur burada da başladı....

elimde fincanım, uzatmışım ayaklarımı çöp kovasının üzerine, romantik romantik seyrediyorum
uzaklardan gök gürültüsü de yağmura eşlik etmeye başladı.

ayağımda bez ayakkabılar var. hani şu uç kısmı beyaz lastik olanlarından :)

allahtan pantalonun paçaları kısa, en azından o ıslanmayacak

hava iyiden iyiye karardı.

gök gürültüsünün gittikçe daha da yakından geliyor.

eminim ki benim toraman birazdan salonun en ücra köşesine, çekyatın arkasındaki minderine yerleşecek ve ben eve gidinceye kadar da orada kalacaktır.

dikkat ettim, her daim cam kenarını tercih eden sevgili kedim bu havalarda beni cam tarafına atıp kendisi benim yerime geçiyor. yaşlandıkça daha da akıllanıyor :)

bu arada, yağmur burada giderek şiddetleniyor...

geçen yazdı. yanılmıyorsam ağustos ayı....yine böyle şiddetli yağmurların olduğu bir gece...insanların "bu durumlar hiç de hayra alamet değil" dedikleri bir zamanda dışarıda gök gürültüsü ve şimşeklerin görsel ve işitsel bir şölene dönüştüğü gecede film seyredesim tuttu.

ya git bi romantik komedi seyret dimi....izlemek için seçtiğim film "yarından sonra (the day after tomorrow)" oldu....allah beni ıslah ede emi.....!!!

tıpkı şu anda olduğu gibi şimşekler çakıyor....gök gürültüsü camı kapıyı zangırdatıyo....can kedisiyle ben battaniye altına girmiş, bir yandan tırsıyor bir yandan da ani iklim değişikliğiyle yeni bir buzul çağına girilmesini konu eden filmi izliyoruz.....

dışarısı gümbürdüyor....cam çerçeve zangırdıyor.....biz yerimizden sıçrıyoruz....battaniyenin altında birbirimize daha da sokulup dünyanın buzul çağına girmesini seyrediyoruz....dışarısı yine gümbürdüyor....biz yine yerimizden sıçrıyoruz ama buzul çağını izlemeye devam ediyoruz......

eve gelenlere karşı on kaplan gücünde bir canavara dönüşen kedi ile yedi düvele kafa tutup kırk haramilerle uğraşma potansiyeline sahip ben o gece battaniyenin altında küçüldük de küçüldük.....

hımm.....bu gece geçmişi yad etsek mi acaba.....aklımda çılgın fikirler :)