ya bi akıllı uslu günüm geçmeyecek mi benim...ben de "normal" bi insan olamayacak mıyım (kabul "normal" kavramı görecelidir. kişiden kişiye değişir ama olsun yine de öyle bi isteğim var...tarihe not düşülsün)...
ben, toplu taşıma araçlarına bindiğin zaman kulaklık takmadan yolculuk yapamamaktan fena halde şikayetçiyim......misal; tramvayla fetihkapı'dan geçerken yanındaki bayan arkadaşına gerek rehberlik etme isteği, gerekse ilgili görünmek ve hatta hepsinden çok "bilgili" insan imajı çizme çabasında olan ergen irisinin "bak, fatihin aslanları bu kapıdan geçerek istanbul'u fethettiler" söylemini, akan trafiğe bakarak "ayy o kadar insan karşıya nasıl geçmiş" diyerek yerle yeksan eden hanım kızımıza denk gelme bahtsızlığını yaşamam gerekiyor muydu?
gerçi bazı durumlarda kulaklık da kurtarıcı olmuyor.....misal; karşımda oturan kaşlarına dahi kırlar düşmüş, yüzünde ki çizgilerin metro kazısına ev sahipliği yapacak derinliğe ulaşmış bir amcanın dizimi dürtüp, telefonunu uzatıp, küçük harf kullanmayan sesi ile "şunun zilini değiştirsene" demesi....şimdi ne var bunda diyecekler olacaktır elbet, ama az bekleyin....telefonu aldım, melodisini değiştirdim, geri verirken "sen numaranı da yazsana oraya. ararım ben seni. yemeğe gideriz" demesine ne yorum yapacaksınız? amcaya verilecek çok güzel cevaplar vardı tabii ama benim bile bazen nutkumun tutulduğu oluyor...
bi de bazı yaşlı teyzeler vardır ki onlar favorimdir. girdikleri ortamı bir anda ele geçirip, hükümranlığını sözsüz bir biçimde ilan ediverirler....misal; mevsimlerden yaz....sabah saatleri ama sıcak şimdiden almış başını gitmiş, öğlen vaktine erişebilen olursa nasıl yere sereceğinin sinyalini vermeye başlamış bile. bindiğin minibüsün açılabilen tüm camları açılmış, püfür püfür gidiyorsun. az ilerde bi teyze el eder. minibüs durur. teyzenin bindiğini görenler yer verme savaşına girer. ama teyze onların verdiği yeri beğenmez. gider cam kenarında oturan gözünde gözlüğü, kulağında kulaklığı elindeki telefonla bütünleşmiş kişinin omuzuna dokunur "evladım ben oraya geçivereyim" der. kişi saygıda kusur etmez, kalkar yer verir. teyze seçtiği yeri ele geçirmenin de verdiği güçle başlar minibüsü yeniden dizayn etmeye. önce "cereyanda kalmayın hasta olacaksınız"la camların kapatılması sağlanır. ama hala esen bi yer var...hahaaytt....kaçar mı? tavan havalandırması...tiz zamanda kapatılaa!!! emri sözsüz bir biçimde verilir...sıra ön koltuktadır artık...sen kalk....sen onun yanına otur...sen az geri çekil, üstüme üstüme geliyorsun (!)....şoför bey evladım yavaş, içim bulandı ayol....şanslıysanız birazdan ineceğiniz yere ulaşmışsınız, atarsınız kendinizi dışarı. geride kalanları da allah kurtarsın artık, ne diyim.
tüm huysuzluklarına rağmen severim bu teyzeleri. zannımca onlara karşı savunmasız kalıp itaat etmem de bu sevgiden kaynaklanıyor. geçenlerde az kalsın evleniyordum....o denli yani....eve gittiğim günlerden birindeydi. can kedisi huysuzluk etmesin diye bavul hazırlama işini artık sabahları erken kalkıp yapıyorum. koştura koştura yetiştiğim feribota biner binmez açtım bilgisayarı, kitap düzeltmelerini yapıyorum. yanıma oturan teyzeyi çay almaya giderken fark ettim. bi ihtiyacınız var mı diye sordum (sanırım hatayı orada yaptım), istemiyormuş. geldim. çayımı içmeye başladım. teyze de yavaştan ısınma turlarına başladı. kimsin. necisin. ne yapıyorsun...çay bitti. ben işime geri döndüm, ama teyze devam ediyor. ben de duyduğum kadarıyla cevaplıyorum. son bi yarım saat kadar yol kalmıştı ki şarjım "bitiyorummmmmm" sinyali verince kapattım bilgisayarı ve işte o zaman fark ettim muhabbette ne kadar ilerlediğimizi!! baş kısmı biraz hayal meyal ama teyzenin küçük oğlu ve eşiyle vatan caddesindeki bi alış veriş merkezinin arka sokağında oturduğunu, büyük oğlunun maliyede şef olduğunu, geçen yıl evlenip bir sokak yukarıda yeni yapılan bi binadan alınan evde oturduğunu, karısının bankada çalıştığını, teyzenin zaman zaman gidip onlara yemek hazırlayarak süprizler yaptığını, yoksa gelinin hep makarna yedireceğini, küçük oğlunun ilaç satışı yaptığını, kazancının iyi olduğunu ve artık evlenme zamanının geldiğini, şimdiki geçler gibi internetle işinin olmadığını, evlenmek için annesini tavsiye edeceği bir hanım kız (!) istediğini, annemlerin yarın evde olup olmadığını(!!) teyzenin iki gün yakında bir yerde kalacağını sonra akrabalarından bir kaç hanımla birlikte kaplıcaya gideceklerini, annemlerin yarın evde olup olmadığını(!!), aslında varacağımız ilçenin köylerinde de yerleri olduğunu, eskiden onların da zeytin topladığını, annemlerin yarın evde olup olmadığını(!!) bey amcanın da maliyeden emekli olduğunu, kendisinin ev hanımı olduğunu, çocuklarını çok terbiyeli yetiştirdiğini, annemlerin yarın evde olup olmadığını(!!), onu küçük eniştesinin karşılayacağını, annemlerin yarın evde olup olmadığını(!!).....allahım sana geliyorum...yol bitmiyo.....dalga nedeniyle feribot yanaşamıyooo....konu dönüyor, dolaşıyor ama vardığı nokta hep "annenler yarın evde mi" oluyor....zihnimi zorluyorum, muhabbetin buraya kadar nasıl geldiğini anımsamaya çalışıyorum...yok...gayrimenkul satışında sunumun nasıl yapılacağı üzerine bir dolu şey var ama konunun oraya nasıl geldiği kısmı yok! kendime telkinler veriyorum "nefes al" "nefes ver" "sakin ol" "konuyu değiştirmeye çalış" ama konu değişmiyoo!! tek bir atış şansım var...."teyzecim, ben kırk yaşındayım. onbeş yıldır da kedimle birlikte yaşıyorum. evlendiğim zaman kedim de benimle gelir. annemler yarın evdedir tabi. buyrun bekleriz".....o bir kaç saniyelik suskunluk, o delici bakışlar, kırmızı rujlu dudakların ince birer çizgi haline gelmesi....ohh derin bir soluk alabilirim....iskeleye yanaşmamızla birlikte teyze yerinden kalktı, bi iyi günler bile demeden gitti.
olsun, ben yine de yaşlı teyzeleri seviyorum...ama araya mesafe koymakta fayda var, bilin istedim.
sahi ya, ben buraya nerden geldim??
vayy arkadaş!! teyzeyi anımsamak bile feleğimi şaşırtıyor....az bi toparlanayım devam ederim....öptüm sizi :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder